İçeriğe geç

Arabesk neden yasaklandı ?

Arabesk Neden Yasaklandı? Toplumsal Normlar ve Güç İlişkileri Üzerine Bir Sosyolojik Bakış

Bir sabah, eski bir radyo kanalında arabesk bir şarkı çaldı. O an, yıllar önce sokaklarda, evlerde ve hatta kahvehanelerde yankılanan bu melodi kulağımda canlandı. Arabesk, bir dönemin sesi, toplumun yansımasıydı. Peki, neden bu müzik türü zaman içinde yasaklandı? Ve bu yasak, sadece müziğin sesini kısıtlamakla mı sınırlıydı, yoksa toplumsal yapının, kültürel normların ve güç ilişkilerinin bir sonucu muydu?

Birçok insan için arabesk, derin bir acıyı, yaşamın zorluklarını ve toplumun alt sınıflarının yaşadığı eşitsizlikleri dile getiren bir müzik türüdür. Ancak, belirli bir dönemde bu müzik türünün yasaklanması, sadece müzikle sınırlı olmayan bir değişim sürecine işaret eder. Sosyolojik bir bakış açısıyla, arabesk yasaklamalarının toplumsal normlar, kültürel değerler ve sınıf yapılarıyla nasıl iç içe geçtiğini, toplumsal eşitsizlikle nasıl ilişkilendirildiğini anlamaya çalışacağız.

Arabesk ve Toplumsal Yapı: Temel Kavramlar

Arabesk, 1960’lı yılların sonlarına doğru Türkiye’de gelişmeye başlayan ve özellikle alt sınıfların kültürel ifadesi haline gelen bir müzik türüdür. Müzikal olarak, Orta Doğu’nun geleneksel melodilerini, Türk halk müziğiyle harmanlayarak, sıkça acı, hüzün ve içsel çatışmaları dile getiren sözlere sahipti. Arabesk, hem müzikal olarak hem de tematik olarak, toplumda var olan sosyal ve kültürel çatışmaları yansıtıyordu.

Toplumsal yapıları ve bireylerin etkileşimlerini anlamaya çalışırken, arabesk müzik ve onun yasaklanması, çok önemli bir sosyolojik soruya yol açar: Neden bu kadar çok insanın duygusal ifadesi, belirli bir dönemde yasaklandı? Bu yasaklamanın ardında sadece hükümet politikaları mı yatıyordu, yoksa daha derin toplumsal dinamikler mi devreye girmişti?

Toplumsal Normlar ve Arabesk: “Uygun” ve “Uygunsuz” Arasındaki Çizgi

Toplumsal normlar, bir toplumda kabul edilen, bireylerin davranışlarını şekillendiren ve düzenleyen kurallardır. Bu normlar, neyin “doğru” ve “yanlış” olduğuna dair kolektif bir anlayışa dayanır. Arabesk müziği, toplumsal normlarla sıkça çatışan bir müzik türüydü. Çünkü, arabesk sözleri genellikle acıyı, yoksulluğu, umutsuzluğu, toplumsal eşitsizlikleri ve bireysel mağduriyeti dile getiriyordu. Bu, bir anlamda toplumun alt sınıflarının sesiydi ve bu ses, dominant sınıf için rahatsız ediciydi.

Arabesk, özellikle 1980’lerdeki askeri darbeyle birlikte daha çok “kontrol edilmesi gereken” bir kültürel ifade haline geldi. Bu dönemde, devletin dayattığı modernleşme ve batılılaşma ideolojisi, geleneksel ve halk müziği unsurlarını dışladı. Arabesk, toplumun alt sınıflarının acılarını ve içsel dünyalarını dışa vurduğu için, kültürel normlara uymayan bir ifade biçimi olarak algılandı. Bu, aslında toplumsal eşitsizliğin bir yansımasıydı; çünkü arabesk, çoğunluğun sahip olmadığı güç, varlık ve toplumsal statüyü dile getiriyor, bu yüzden “uygunsuz” kabul ediliyordu.

Cinsiyet Rolleri ve Arabesk

Arabesk müziği, özellikle kadınlar için de çelişkili bir anlam taşır. Müziğin sözleri, genellikle erkeklerin acılarını, kayıplarını, tutkulu aşklarını ve toplumsal dışlanmışlıklarını işlerken, kadınlar çoğunlukla bu hikayelerde pasif bir figür olarak yer alıyordu. Cinsiyet rolleri, arabesk müziğinde oldukça belirgindi ve bu da toplumun belirlediği cinsiyet normlarıyla paralellik gösteriyordu. Erkeklerin dramı, özgürlük arayışları, aşklarındaki umutsuzluklar; kadınların ise sessizce acıyı kabullenişi, bu toplumdaki cinsiyet eşitsizliğini yansıtan bir durumdu.

Ancak arabesk yasaklandığında, bu müzik türünün yalnızca erkeklerin acılarını ifade eden bir araç olarak görülmediğini de unutmamak gerekir. Arabesk, aynı zamanda toplumsal baskılara karşı durmak, kişisel acıları dile getirmek ve sosyal eşitsizliklere karşı bir tepki olarak da şekilleniyordu. Kadınların arabeskle kurduğu ilişki, genellikle erkeklerin acılarıyla empati kurmakla sınırlı kalmadı, aynı zamanda onların arzu ve isyanlarına da katkı sağladı.

Kültürel Pratikler ve Güç İlişkileri

Arabesk müziği ve onun yasaklanması, yalnızca bir müzik türünün dışlanması değil, aynı zamanda kültürel pratiklerin ve güç ilişkilerinin yeniden şekillendirilmesiydi. Sosyologlar, kültürel hegemonya kavramıyla bu tür dışlamaları açıklarlar. Gramsci’nin kültürel hegemonya teorisi, belirli bir grubun (örneğin, yönetici sınıfın) toplumsal normları, değerleri ve kültürel ifadeleri kabul ettirmesini anlatır. Arabesk, halkın alt sınıflarının sesi olarak, bu hegemonya ile çatışıyordu.

1980’lerin başında, özellikle ordu tarafından yürütülen toplumsal mühendislik faaliyetleri, halk kültürünü “modernize etme” çabalarına dayanıyordu. Arabesk, bu çabalarla uyumsuzdu çünkü halk kültürünün bir parçasıydı ve sınıf farklarını açığa çıkarıyordu. Toplumun üst sınıflarının, arabesk müziğini “görgüsüz” ve “düşük kültür” olarak görmesi, bu müzik türünü dışlamanın temellerini atmıştı.

Örnek Olay: 1980’ler ve Arabesk Yasağı

1980’lerde Türkiye’de hükümetin kültürel politikaları, ordu ve elitlerin dayatmasıyla şekillenmişti. Bu dönemde, devlet tarafından teşvik edilen modernleşme ve batılılaşma politikaları, arabesk müziği gibi geleneksel halk kültürünün bir parçası olan unsurları dışlıyordu. Arabesk müzik, özellikle televizyon kanallarında ve radyo istasyonlarında yaygın şekilde sansürlenmeye başlandı. Toplumun üst sınıfları, arabeskin “kötü” ve “geri kalmış” bir kültürel ürün olduğunu savunarak, bu müziği yasaklamaya çalıştı.

Arabesk yasaklandığında, sadece müziğin kendisi değil, aynı zamanda bu müziği dinleyen ve ona hayatlarını adayan insanlar da dışlanmış oldu. Toplumun alt sınıflarının kültürel ifadesi, devletin ve üst sınıfların belirlediği kültürel normlara aykırıydı. Bu, aslında toplumsal eşitsizliğin bir başka yansımasıydı.

Sonuç: Arabesk, Toplumsal Adalet ve Eşitsizlik

Arabesk yasaklamaları, yalnızca bir müzik türünün dışlanması değil, aynı zamanda toplumsal yapının ve sınıf ilişkilerinin de bir ifadesiydi. Arabesk müziği, toplumun alt sınıflarının duygusal ve kültürel ifadesi olarak yasaklandığında, toplumsal adaletin de ihlal edildiği bir durum ortaya çıkmış oldu. Bu yasaklamalar, sadece bireysel bir ifade özgürlüğü sorununu değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizliği de gündeme getirdi.

Sosyal yapıların, kültürel normların ve güç ilişkilerinin nasıl şekillendiğini görmek, arabesk gibi bir müzik türünün yasaklanmasıyla ortaya çıkan toplumsal tepkileri anlamamıza yardımcı olabilir. Arabesk müziği, sadece bir ses değil, toplumun alt sınıflarının varlıklarını, acılarını ve isyanlarını dile getiren bir simgeydi.

Peki, sizce müziğin gücü, toplumsal adaletin sağlanmasında nasıl bir rol oynar? Arabesk gibi kültürel ürünler, toplumsal eşitsizliğin bir yansıması mıdır, yoksa bu eşitsizlikleri ortaya çıkaran bir ayna mıdır?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betci